Bayramda neler yapalım?

Gül mevsimi geldiğinde¸ yalnız Müslümanlara kokmaz. Burun taşıyan her şeye güzel kokular sunarak¸ kötü kokulardan başka bir şeyle karşılaşmayanları da uyandırır¸ uyarır ve gönlünü güzele doğru ısındırır.

Bayram günü eşiniz veya arkadaşınızla evden çıkınız ve evinizin hemen bitişiğindeki dairede oturanlardan başlamak üzere apartmanda oturanların hepsini ziyaret ediniz. Hiç birini atlamayınız. Başka dinden olsalar bile ziyaretlerinizi yapınız.

Avrupa’da yaşayanlarımız da buna dikkat etsinler ve Müslüman olmayan komşulara ikramlarda bulunsunlar.

Bir bayram sabahı hanımla beraber çıktık¸ kiralık evimizin sokağında oturanları baştan sona kadar¸ hiç atlamadan ziyaret etmeye başladık. Sokağa yeni taşındığımız için hangi evde kim oturur bilmiyoruz. Bilmek hep faydalı olduğu halde bazen bilmemek de faydalı oluyor.

Bilmediğiniz insanlara karşı şartlanmış olmuyorsunuz. Galip Dede’nin:

“Bir şu’lesi var ki cismü canın

Fanusuna sığmaz asumanın” bu can ve tenin¸ içinde taşıdığı ışığa bütün kainat fanus olsa ona sığmaz dediği gönül¸ bütün insanlığı içine alabilecekken¸ şartlı bakışlar insanın ufkunu daraltır. Onun için daha önceden hiç tanımadığınız insanlarla kaynaşmak bazen daha çabuk ve kolay oluyor.

Sokağın başındaki bir numaralı evden bayram ziyaretine başlıyoruz. Sokağın yeni kiracısını gelip geçerken görüp tanıyan ve hemen içeri alanlar¸ pencereden başını uzatıp “Tanıyamadım¸ kimsiniz¸ ne istiyorsunuz?”diyenler¸ Yatağından kalkamayan “Kapı açık girin” diyen hastadan¸ “Bizim eve gelmez; ben sarhoşum¸ o ise hoca” diyen sarhoşa kadar her evi ziyaret ettik.

Bayramlarını tebrik ettik. Lügatlerdeki kelimelerin en güzellerini¸ en yumuşaklarını¸ en sevimlilerini bayram elbisesi gibi dilimize giydirdik.

Eskiden bazı garibanların kapısını “Bad-i saba”dan başka kimseler çalmazmış. Şimdilerde koca İstanbul’da öyle insanlar var ki işi var¸ aşı var ama aşiyanı/kapısını çalacak bir dostu yok. Bir tanesi tereddütlü bakışlardan ve benim ısrarımdan sonra kapıyı açtı. Bayramlaşmadan sonra gözyaşları içinde “Yirmi yıldan bu yana bu kapıdan giren ilk iki kişi sizsiniz” dedi.

Sarhoş beni görünce hemen karşı kaldırıma geçerdi. Bir gün bunun sebebini sorduğumda “Bu la’netin kokusu dahi senin yakınından geçmemeli” demişti.

Hanımının ifadesiyle “Eşini¸ işini¸ içkisini ve bir de bayramda onu ziyaret eden hocasını seven” bu insan da zaman içinde kötü alışkanlığından vazgeçiverdi ve cami safındaki yerini alıverdi.

Yirmi senedir aynı bayram ziyaretlerimi devam ettirdiğimden çok ilgi çekici tatlı olaylarla karşılaştım. Mesele onları anlatmak değil. Sizin de aynı şeyi yapmanızı istediğim için bunları yazıyorum.

Rabbimiz: “Allaha ibadet ediniz. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayınız. Ana-babaya¸ akrabaya¸ yetimlere¸ yoksullara¸ yakın komşuya¸ uzak komşuya¸ yanınızdaki arkadaşa¸ yolda kalmışa¸ ellerinizin altında olanlara iyilik yapınız. Allah kibirleneni¸ böbürleneni sevmez” buyurmuş. (Nisa 36)

Ana¸ baba¸ komşular¸ arkadaşlar¸ yetimler¸ yolda kalanlar¸ bu bayram nedeniyle gönülleri alınacak. “Komşular” derken Müslüman -kafir ayırımı yapılmadan söylenmiş.

Gül mevsimi geldiğinde¸ yalnız Müslümanlara kokmaz. Burun taşıyan her şeye güzel kokular sunarak¸ kötü kokulardan başka bir şeyle karşılaşmayanları da uyandırır¸ uyarır ve gönlünü güzele doğru ısındırır.

Cebinizde çocuklara uygun küçük paralarınız ve şekerleriniz olsun. Durumu iyi olanların cebinde fakirlerin durumuna uygun büyük paralar olsun ve bayram tebriki adı altında yardıma devam etsin.

“Sizin partinin yaptıklarını gördün mü?” diye başlayan cümlelerden uzak durun. Hiç kimsenin yarasına kezzap dökmeyin. Üç günlüğüne de olsa “Gülden terazi yapalım. Gül alalım¸ gül satalım. Gülü gül ile tartalım. Çarşı pazarımız gül olsun.”

Mahmut TOPTAŞ