Rahmet Ay’ı ve Kardeşlik…

Hayatın ruhu dostluk¸ yani sevgi. Kul Rabbini sevecek¸ Zaten Rabbi onu sevdi ve halketti. Ahde vefa gerek¸ sevgide benliği feda¸ sevgiliye ram olmak gerek. Kullar arasındaki dostlukta hep bu asıl sevginin tezahürüdür. Kur’an’ın ifadesi ile “Mü’minler ancak kardeştirler”.

Selamünaleyküm
Ömür; zaman içinde çok kısa bir dilim¸ bir fırsat¸ kazanmak için bir ganimet…

 

Bu kıymetli nimeti gayeye uygun olarak değerlendirmek yada heba etmek; İnsan için zorunlu iki sonuçtan biri…

 

İşte Asr suresi de bu nükteyi vurgulayan ilahi bir hitap; Buna göre insan ya iman ve Salih amel kanatlarıyla kanatlanıp yücelerin yücesine ulaşacak¸ yada aksini tercihle hüsrana uğrayıp aşağıların aşağısı bir sıfatla kaybeden olacaktır. Hele içinde bulunduğumuz zaman dilimi gibi özellik arzeden Rahmet ve mağfiretin ikram edildiği rahmet ayı iyi değerlendirilir¸ Rahmetinden¸ mağfiretinden ve bereketinden azami derecede istifade edilirse¸ hayat iyinin iyisi¸ güzelin güzeline vesile olur. Şu günlerde Rahmet ayında bulunan mü’minler¸ kısacık ömürlerinin muhasebesini yaparak¸ kazanç yollarını aramaktadırlar¸ aramalılar. Özellikle İslam düşmanlarının ve tarihsel süreçte ehli salib olarak tanımlanan Allahın dininin düşmanlarının dünyayı¸ hasetsen de İslam coğrafyasını sarstığı aynı günlerde kardeşlik ve dostluk kavramlarının mana ve mahiyetleri daha iyi anlaşılmalıdır.

 

Dünya hayatı değişik vesilerle¸ asıl olan ahiret hayatının tohumlarının ekildiği bir tarla mesabesindedir. Allah (c.c.) mü’minlerle alışveriş yaptı. Onlara lutfettiği dünya ve dünyalığa karşılık cennetini sattı. Ne güzel bir ticaret ne güzel bir kazanç. İşte Mu’te savaşı¸ dünyada kaybetti sanılan şehitler doğrudan doğruya Rablerinin katına nurdan kanatları ile uçtular… Cafer hazretleri bu kutlu ve kazançlı alışverişin kazancı ile Cafer-i Tayyar oluyor.

İşte bu alışveriş fıtrat kanunu gereği devamlı süregelen bir cilve dalgası… Demek ki hayatın ruhu dostluk¸ yani sevgi. Kul Rabbini sevecek¸ Zaten Rabbi onu sevdi ve halketti. Ahde vefa gerek¸ sevgide benliği feda¸ sevgiliye ram olmak gerek. Kullar arasındaki dostlukta hep bu asıl sevginin tezahürüdür. Kur’an’ın ifadesi ile “Mü’minler ancak kardeştirler”. İki insanın en güzel bağı kardeşlik; gerçek dostluk. Kul Rabbine ihlasla ibadet ederse¸ Rabbanî dostluğa kavuşur¸ Rabbinin dostu olur. İbadet dostluğun izharı¸ ihlas ise ruhudur. Onun için ancak ihlaslı ibadetler makbul oldu.

 

Geceleri uzun uzun ibadet eden Allahın Rasulüne¸ Pak zevceleri Hz.aişe;

 

-Ya Rasulallah senin gelmiş geçmiş bütün günahların affedilmiş olduğu halde¸ neden bu kadar çok ibadet ediyorsun? Dediğinde;

 

_Ya Aişe¸ ben Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı? Cevabını veren Allah Rasulünün bu mantığı bize ne güzel bir açıklık kazandırıyor. İbadet Kul ve dost olmanın bir göstergesi¸ İbadetsiz bir kul ise sevgiden¸ Allah dostluğundan bahsedemez. Zira o lütfedilen hayat imkânlarını bir hırsız gibi gasb edip nefsi adına israf etmiştir.

 

 

Mülk Allah’ındır ve her şey yine O’na döndürülecektir. Basiret sahibi insan bu gerçeği gören insandır. Vasıtayı gaye bilmemeli¸ Bakiyi fenaya feda etmemelidir. Bir gün kadar kısa olan bu hayat¸ Kişiyi Allaha ibadetten ve Ona kul olma gayretinden¸ Onun yolunda mücahade etme anlayışından alıkoymamalıdır. Dünya ve dünyadakiler ne sevgide ve ne de korkuda ilahi makama tercih edilmemelidir. Her hal ve işte tevhid’in tecellisi açık olarak yaşanmalıdır. Mü’min tevhid ehlidir. Tevhid; Hayatı bütün unsurları ile¸ bir olan Allahın eseri bilmek¸ her tecelli de Allah’ın kuvvet ve kudretini görmektir. Bu aynı zamanda ihsan makamıdır da. Mü’minin gayesi yalnızca Allahın rızasını kazanmaktır. Allahın rızasını kazanmak bazen kolay¸ bazen zor bazen de ancak hayatları Allah için satmakla elde edilebilecek bir şeydir. Bu sebeble Mü’min¸ hayatı lütufla-kahır arasında karmaşık bir proğram olarak kabul etmeli¸ ona göre hazırlanmalı¸ cehd ve cihad ehlinden olmalı¸ lütuflara mazhar olmanın gayreti içinde bir ömür sürmelidir. İşte bu hayat yolculuğunda hem nefs hemde Allahın dininin düşmanları yolculuğun sıhhatine engel olmak noktasında türlü engebeler ve zorluklar çıkarırlar ve üstelikte bunları kolayca kanılması için süslerler de mutantanlığı karşısında helakimizi arzularlar… Mü’min zaaf göstermeden ve yolculuk esnasında önüne çıkarılan süslü tuzaklara düşmeden yoluna devam etmeli¸ geldiği asl’a “razı olmuş ve razı olunmuş olarak” dönebilmelidir.

 

Mü’minler¸ imtihandan ibaret olan bu dünya hayatında birbirlerine yâr olarak¸ zahiri ve manevi bir dayanışma içinde bulunmalıdırlar. Ancak kardeşler olan Mü’minlerin birbirlerini tamamlayan ve birbirleriyle bütünleşmelerini sağlayan bir proğramları olmalıdır. Fıtrat gereği hayat İmanla-Küfrün mücadelesinden ibarettir. İnsan ise yalnız başına meseleleri halledemeyeceğine göre¸ bir vücut misali kardeşleriyle bütünleşmeli¸ sadece Allah için¸ iman ve kulluk gereği ilahi iradeyi hakim kılacak bir oluşu gerçekleştirmelidirler. Gaye i’lay-ı kelimetullah –Allahın ismini yüceltme- olmalıdır. Şu gerçek unutulmamalıdır ki¸ günahkar olsada bir mü’min kainat dolusu kafirden üstündür. İnananlar bu anlayış ve şuurla birbirleri bütünleşmeli¸ emrolundukları ilahi proğramı icra etmelidirler. Bu proğram hiç şüphesiz kamil bir kul olmak¸ diğer insanların kul olmalarına vesile ve vasıta olmaktır. Bu uğurda karşılaşılacak her türlü engelle mücahade edilmelidir. Unutulmamalıdır ki İnanmayanlar asla mü’minlerden razı olmayacaklardır. O halde ne onların merhameti umulmalı ve nede onların müsaadeleri kadar İslam’ı yaşama zihniyeti kabul edilmelidir. Bu hal açık bir şirk olup¸ maddi ve manevi zaafa vesiledir. Mü’minlerin gerçek dostu Allahtır ve mü’minlerde birbirlerinin kardeşleridirler. Bu kardeşlik ruhu ile bir ve beraber olmak¸ dünya ve ahiret yurdu için yegane kurtuluş yoludur. Bir olmak asla bölünmemek esastır. Bizim en büyük düşmanımız tefrikadır. İnananların her zaman siyasi¸ iktisadi¸ ahlaki sahalarda bütünleşmesi ve Allaha tevekkül etmesi esastır. Her kim Mü’minleri bırakır¸ Allah düşmanları ile dost olursa bilsin ki¸ kişi dünyada da ahrette de sevdikleri ile beraber olacaktır. Onlar dostlarının dini üzeredir.

 

Bu oluşta öncelikle güzel ahlakın kazandırılması esastır. İnananlar birbirini Allah için sevmeli¸ affetmeli¸ rahmet ve tevazuu ile karşılamalıdır. Kişi kardeşini kendi gibi bilmeli¸ ona kendi razı olacağı şekilde muamele etmelidir. Şayet inananlar arasında bir ihtilaf zuhur ederse¸ bu işe yine inananlar hakem olabilir. İnanmayanların adalet¸ barış ve hak dağıtmaları mümkün değildir. Allahın hukukunu çiğneyenlerden kul hukukunu sağlamaları istenemez. Bu konuda Rabbimizin Şu uyarılarına kulak verelim.

 

“Ey iman edenler¸ eğer bir fasık size bir haber getirirse onu iyice araştırın. Yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman kimseler olursunuz.” “Eğer mü’minlerden iki zümre dövüşürlerse¸ aralarını bulup barıştırın¸ eğer onlardan biri diğerine karşı hala tecavüz ediyorsa¸ O tecavüz edenler¸ Allahın emrine dönünceye kadar savaşın. Neticede eğer Allah’ın emrine dönerse¸ artık adaletle muamele edin. Aralarını düzeltin. Her işinizde adaletle hareket edin. Allah şüphesiz ki adil olanları sever.” “Mü’minler ancak kardeştirler¸ o halde iki kardeşinizin arasını bulup barıştırın. Allahtan korkun. Taki esirgenesiniz.” (Hucurat:6-9-10)

 

Yukarıda zikredilen bu ayet meallerinden de anlaşılacağı üzere mü’minlerin düzenlerini sağlama görevi yine mü’minlere verilmektedir. Aralarında zuhur edebilecek olayları yine mü’minlerce oluşturulacak adalet kurumlarınca halledilmesi isteniyor. Yoksa Yahudi¸ Hristiyan¸ dinsiz ve benzeri milletlerin inananların meselelerine zorla veya rıza yoluyla da olsa müdahale etmelerine asla ruhsat ve izin yoktur. Onlara itaat olunamaz¸ onların hüküm vermeleri¸ düzeltme talep ve girişimleri tasvip edilemez.

 

Bu gün içinde olduğumuz şu rahmet ayında meseleleri ve olayları bu anlayış ve ölçülerle değerlendirdiğimizde meselenin çözümü çok kolay bir şekilde ortaya çıkar. İşte bu gün yaşadığımız bu olaylara bu gözle baktığımızda “mü’minlerin kardeşliği” ilahi ilkesinin şiddetle hayatiyete geçirilmesi neticesinde Ehl-i salip kendi yurduna dönecek¸ ihtilaflar Müslümanların kendi oluşturdukları kurumlarca ele alınacak ve halledilecektir. Aksi halde bütün Müslümanlar Allah indinde mesul olacaklardır.

 

Bu rahmet ayının¸ bereket ve mağfiretinden azami derecede istifade edebilmemiz¸ kuvvetle ihtiyacımız olan birlik ve kardeşliğimize vesile olması dileklerimle…

 

Ramazan’ı şerifiniz hayr olsun efendim….

 

Ramazan AÇIKEL

 

Selam ve dua ile¸

Fi emanillah.

www.RamazanRehber.Com