Tevbe Kapısında Buluşalım

Ramazan Ayı'nda Mü’minin yapacağı iş¸ kendini ve kırmadan dökmeden kardeşlerini "Tevbe Kapısı"nın eşiğine taşımaktır. O eşikte Allah’ın rahmetini kana kana yudumlamaktan  daha güzel bir bahtiyarlık olabilirmi?

Selamünaleyküm.

  

İnsanların birbirinin kusurlarını aradığı ve başkalarında hata bulmayı fazilet saydığı bir sosyal bünyede hastalık olarak değerlendirdiğimiz ve bu nedenle duyduğumuz üzüntü neticesinde bu hastalıktan toplumu nasıl kurtarabiliriz ve kendimiz bu hatadan nasıl beri kalabiliriz diye düşünmemiz neticesinde bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettik.

 

İnsan varlık aleminde çok farklı bir mevkie sahiptir. Melek¸ şeytan ve hayvan… Hiç bir yaratık ne onun konumuna erişebilir¸ ne yüklendiği misyonu yerine getirebilir. Maddeyi kuşatmaya çalışan akıl ve iradesinin yanında¸ onlardan ayrı olmaksızın manaya kucak açan gönül ve ruh cephesi ile dikkatleri üzerine çeker insan. Onun dışındaki hiçbir varlık (yaratılmış) ta bu kemâl ve üstünlüğü görmek mümkün değildir.

 

Diğer yandan; insanın sadece iyiliğe dönük cephesi değil¸ kötülüğe yönelik tarafıda hayret vericidir. Zira Allah’ın rahmeti¸ mağfiret ve gazap sıfatlarını celbeden daha çok bu yönüdür.

 

Günah ve isyan¸ insandaki akıl ve iradeyle ilgili bir fenomendir. Hatta Hz. Adem (as) ve Havva anamızın¸ “bu ağaca yaklaşmayınız” ( bakara /55) hitabına rağmen “yasaklanmış ağaçtan” gıdalanmaları ; “insan iradesi” nin ortaya çıkışı¸ ardından tevbe ve bağışlanma müjdesinin insan fıtratıyla münasebeti bakımından dikkat çekici noktalardır. Çünkü bu ilk örnekle birlikte insan fıtratının¸ zıtları kendinde cem eden bir mahiyeti de tespit edilmiş olur. Gülmeyi – ağlamayı ¸ sevinci – üzüntüyü ¸ iyiyi – kötüyü ¸ güzeli – çirkini ¸ günahı ve tevbeyi kendinde barındıran insan¸ adeta alemdeki zıtlıkların büzülmüş¸ küçültülmüş ve özenle paketlenmiş bir halidir.

 

İnsanın¸ şerre dönük cephesinde en çok karşılaştığı olgulardan biri günahtır. Günah¸ mü’minin Rabbi ile olan bağlarındaki gevşeklik iken¸ küfür bu bağların kopması koparılmasıdır. Şüphesiz insan¸ günah işlemekle çıkışı olmayan bir yola girmiş olmaz. Zira “tevbe” en büyük çıkış ve kurtuluş kapısıdır. Fakat küfür den sonra belki en tehlikeli durum¸ nefsin kişiyi tevbe kapısından uzak¸ pişmanlık duygusundan yoksun bırakmasıdır. Tevbe ve istiğfara yanaşmamak¸ kişinin¸ Allahın rahmetinden kendisine açılan kapıları kapatmasından başka bir şey değildir. Ferdin dünya ve ahiret hayatını altüst edecek derecede korkunç bir tehlikenin de habercisidir.

 

Efendimiz (sav); “günahlarınız göğe ulaşacak kadar çok olsa dahi¸tevbe ederseniz¸ Allah tevbenizi kabul eder” (ibn Mace¸ Kitabü’z-zühd) buyurur. Bir hadis-i kudsî de de Rasûlullah’ın ağzından Cenab-ı Hak; “Ey kullarım;benim koruduğum kimseler müstesna¸ hepiniz günah işlersiniz. Mağfiret dileyinizki bağışlayayım.” (Tirmizi¸Kıyamet:48 – İbn Mace¸zühd:30) diyerek af çağrısında bulunur. Çünkü “Günahtan tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir.” (ibn mace¸zühd:30)

 

Mü’min¸ günahlarında ısrar etmediği gibi Allah’tan da ümid kesmez. “Deki: ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar.” (Zümer / 53) ilahi hitabıyla hayat bulur. Mü’minin Allah ile olan münasebetine son derece önem atfeden İslam¸ ümitsizliğe düşülmesini uygun görmez. Hatta ümitsizlik hali¸ küfür kabul edilir “İbrahim dedi ki: “Rabbimin rahmetinden¸ sapıklardan başka kim ümit keser?” (Hicr / 56)

 

Bütün bunlar¸ mü’mini tevbe kapısına taşımak içindir. Çünkü insanların çoğu¸ hata ve günah işlemekte maharetli oldukları halde¸ tevbe etmekte aynı şekilde maharetli davranmazlar. Bakın Allah Rasulü ne buyuruyor “her insan hata eder¸ günah işler; fakat günah işleyenlerin en hayırlısı çok tevbe edenlerdir” (tirmizi¸ kıyamet:49 – Darimi¸rikak:18) Hele de insanlığın hep başkasının günah beyannameleri ile meşgul olduğu bir zamanda¸  kişinin kendi hatalarını görüp tevbe edebilmesi ne kadar hayırlı bir ameldir.

 

Ne yazık ki bu gün¸ mü’minin günahı üzerinde iz sürmek ciddi bir hastalık halini almıştır. Mü’minlerin birbirini sevmesinin rahmete vesile olcağı da bir gerçektir. Ancak çok ciddi hile ve tertiplerle¸ bu sevginin yok edilmeye çalışıldığı¸ bu uğurda ciddi fedakarlıklar ortaya konulduğu bir vakıadır. Yapılan tertiplerin başındada “günah hafiyeliği” ni teşvik gelmektedir. Böylece mü’min kendisinden çok din kardeşinin günahları ile meşgul olmakta; kardeşine karşı şeytan ve yandaşları ile birlik oluşturmak gibi bir düşmanlığa itilmektedir. Ardından  gıybet ve dedikodu seansları korkunç bir “kul hakkı” nı gündeme getirmektedir. Her ne türlü tevbe edilirse edilsin¸ o kuldan özür dileyip helallik alınmadığı müddetce affedilmeyen “kul hakkı”¸ kişinin ahiret hayatını belirlemede ilk sıraları almaktadır.

 

Tevbe¸ rahmet kapısıdır. Mü’minlerin birbirini sevmesi ve devamında sağnak sağnak Allahın rahmetinin inmesi¸ o kapıya baş koymaktan geçer. Mü’minin yapacağı iş¸ kendini ve kırmadan dökmeden kardeşlerini bu kapının eşiğine taşımaktır. O eşikte Allah’ın rahmetini kana kana yudumlamak ve kardeşlerine  o rahmetten kase kase sunabilmekten daha güzel bir bahtiyarlık olabilirmi? Bütün insanlık bu nimetle hayat bulmak için dört gözle bekleşmektedir.

 

İşte bu nimetle hayat bulmak için büyük bir fırsat kapısının eşiğinden içeri adım atmış bulunuyoruz Ramazan ay’ının manevi iklimiyle…

 

Fırsatı iyi değerlendirmeli.

 

Selam ve dua ile¸

Fi emanillah.

Ramazan AÇIKEL